Hadis-i Şerifler

İslam Öncesi Dönemde Hadis Kelimesi

İslam Öncesi Dönemde Hadis Kelimesi. Terim çalışmalarında öncelikle sözlük, daha sonra ıstılah anlamlarının verilmesi yaygın bir uygulamadır. Bu yöntem, terimin anlaşılması için pratiklik ve anlama kolaylığı sağlamakla birlikte, kaynak gösterilen sözlüklerin telif tarihlerine dikkat edilmemesi, terimin anlaşılması açısından karmaşaya neden olmaktadır. Bu çalışmamızda tarihsel sürece bağlı kalarak, terimin her bir dönemdeki anlam genişliğini, mümkün olduğu kadar kendi dönemine ait kaynaklara giderek belirlemeye çalışacağız.

İslam Öncesi Dönemde Hadis Kelimesi

kitâbü’l-ayn
İslam Öncesi Dönemde Hadis Kelimesi

Günümüze kadar gelebilmiş, bilinen en eski Arapça sözlük olan Kitâbü’l- ‘Ayn’da h-d-s ( ح-د-ث ( kökünden türemiş kelimeler hakkında verilen bilgileri, dört anlam grubunda toplamak mümkündür.

  • Bunlardan birincisi, ‘söz, konuşma ve anlatma, nakil’ anlamıdır

Bu anlamı belirtmek üzere ‘uhdûse’ kelimesi örnek verilmektedir. Buna göre ‘Sâra fülânün uhdûse’ tabiri, bir kişi hakkında ‘ehâdîs’in çok olması, yani onun hakkında (lehinde veya aleyhinde) çok konuşulması anlamına gelmektedir. ‘Ehâdîs’in tekili olan ‘hadîs’ aynı zamanda ‘uhdûse’ ile eşanlamlıdır. Yine aynı anlam grubunda bir başka örnek, ‘racülün hids’ tamlaması, lafı çok olan adam anlamına gelmektedir.

  • İkinci anlam grubu, ‘olay, hâdise’ anlamıdır

Müellif bu anlamı ‘el-hadesü min ehdâsi’d-dehr, şibhu’n-nâzile’ biçiminde açıklar ki; sel, deprem gibi doğal afet demektir.

  • Üçüncü anlam grubu, ‘ibdâ’ yani yaratmak, var etmek, ortaya çıkarmak kelimeleri etrafında toplanan anlamlardır.
  • Dördüncü anlam grubu ise eskinin zıddı olan ‘yeni’ anlamıdır.

Bu anlamda gençliğinin ilk yıllarında olan erkek çocuğu tanımlamak için ‘şâbbün hades’, kız çocuğu tanımlamak için de ‘şâbbetün hadese’ denilmektedir.2

  • Son üç anlam grubu, ortak biçimde birinci anlam grubuyla yakından ilgilidir.

Çünkü: (i) Sel, deprem gibi toplumu etkileyen büyük olaylar olduğunda; (ii) Yeni bir şey icat/keşif/halk edildiğinde; (iii) herhangi bir ‘yenilik söz konusu olduğunda insanlar için gündem olur ve bu olaylar hakkında uzun müddet konuşulur.

İslâm öncesi edebiyatta da hadis, en çok ‘söylenti, dedikodu, söz, laf etme, münakaşa’ vb. anlamlarda kullanılmıştır. Örneğin İmruu’l-Kays’ın bazı beyitlerinde tenâze‘a fiiliyle birlikte şöyle kullanılmıştır: “Felemmâ tenâze‘nâ’l hadîse seeltühâ: Minel hayy?” (Sohbeti koyulaştırdığımızda o kadına sordum: Sen hangi kabiledensin?).3 Benzer ifade bir başka şiirde şöyle geçmektedir: “(Onun hakkında) konuşmaktan rahatsız olsan da, gülücüğünün, bir içim su kadar tatlı olduğunu gördün.”4

İslâm öncesi Arapçanın semantik araştırmalarında önemli kaynaklardan biri olan darb-ı mesellerin birinde ‘ileyke yüsâku’l-hadîs’ ifadesi yer almaktadır. Anlatıldığına göre bu deyimin hikâyesi şöyledir: Adamın biri, bir kadına talip olmak için evine gitmiş. Evde başka kadınlar da varmış. Sohbet sırasında kadın, kendini övmeye başlamış. Kadının hareketlerinden etkilenen adam, elini göğsüne bastırıp “(Sana ne oluyor? Sanki) bu laflar sana söyleniyor!” demiş. Daha sonra ‘ileyke yüsâku’l-hadîs’ sözü bir deyim haline gelmiş.5

Kaynaklar ;

  • 2 Halîl b. Ahmed el-Ferâhidî, Kitâbu’l-‘Ayn, (I-IV), thk. Abdulhamîd el-Hendâvî, Dâru’l- Lübnan: Kütübi’l-İlmiyye 2003, I, 292. Ayrıca bkz. İbnü’s-Sikkit Ebû Yusûf Yakûb b. İshâk elHuzistânî, Islâhu’l-Mantık, thk. Muhammed Mer‘ab, Kahire: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî 2002, s. 79 (Burada yalnız birinci anlama işaret edilmektedir); İbn Düreyd Ebû Bekr Muhammed b. el-Hasan el-Ezdî el-Basrî (ö. 321/933) Cemheretü’l-Luga (I-III), thk. Remzi Münîr Ba‘lebekkî, Beyrut: Dâru’l-İlmi’l-Melâyeyn 1987, I, 416; İbn Fâris Ebû’l-Hüseyin Ahmed b. Fâris b. Zekeriyyâ, Mu‘cemu mekâyisi’l-luga (I-VI), thk. Abdüsselâm Muhammed Hârun, Beyrut: Dâru’l Fikr 1979, II, 36; Ebû Nasr İsmâ‘îl b. Hammâd el-Cevherî, es-Sıhâh (I-VI), thk. Ahmed Abdülgafûr Attâr, Beyrut: Dâru’l-İlmi’l-Melâyeyn 1987, I, 278
  • 3 Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim ed-Dîneverî, eş-Şi‘r ve’ş-Şu‘arâ (I-II), Dâru’l-Hadîs, Kahire: 2002, I, 136; II, 715.
  • 4 Mufaddal b. Muhammed ed-Dabbî, el-Mufaddaliyyât, thk. Ahmed Muhammed Şâkir, Abdüsselâm Muhammed Hârun, Kahire: Dâru’l-Maârif 1942, s. 44
  • 5 ed-Dabbî, Emsâlü’l-‘Arab, Mektebetü’l-Hilâl, Beyrut: 2003, 119; Kâsım b. Sellâm el-Heravî, Kitâbü’l-Emsâl, thk. Abdulmecîd Katamış, Dâru’l-Me’mûn li’t-Türâs, Mekke 1980, s. 55

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu