Diğer

Dünyada ve Ahirette Mutlu Olabilmek için İslam’a Uymalıyız

Dünyada ve Ahirette Mutlu Olabilmek için İslam’a Uymalıyız

Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.(Al-i imran/103)

Peygamberimizin Genci Uyarması

Bir gün, Peygamberimizin huzuruna gelen bir genç;

Ey Allah’ın Resulü! Zina etmek istiyorum bana izin ver, dedi. Ashaptan bazıları, bu ifadeleri İslâm terbiyesine aykırı görerek genci azarlayıp susturmak istediler. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise son derece sakin bir şekilde delikanlıya seslendi ve “yanıma gel.” diyerek yer gösterdi. sonra onunla sohbet etmeye başladı.

Söyle bakalım. Bir başkasının senin annenle zina etmesini ister misin?

Canım sana feda olsun Ya Resulallah! Hayır, kesinlikle istemem.

Zaten hiç kimse böyle bir şeyi istemez. Bir başkasının senin kızınla zina etmesine razı olur musun?

Hayır, razı olmam.

Öyleyse hiç kimse kızıyla zina edilmesine razı olmaz.

Hz. Peygamber (s.a.v.) delikanlıya sırasıyla kız kardeşi, halası ve teyzesine böyle bir kötülük edilmesine razı olup olmayacağım sordu. Delikanlı hep “hayır istemem” diye cevap verdi. Artık hatasını anladığını görünce Hz. Peygamber, elini bu gencin omzuna koyarak,

Allah’ım! Bunun günahını affet, kalbini temizle, iffetini koru! diye dua etti. Artık o günden sonra bu genç böyle şeylerle bir daha ilgilenmedi.30

Sevgili Peygamberimiz, kötülüğe meyletmek isteyen bu gence sorduğu sorularla onun temiz fıtratına atıfta bulunmuştu. Zira İslâm, fitrat dinidir ve her kim Allah’ın yarattığı fitrata göre yaşarsa huzur ve mutluluğu bulur. Fıtratı bozulmamış insan, kendisi zarar görmek istemediği gibi başkalarına da zarar vermek istemez. Nitekim bir hadiste “Kendisi için istediğini din kardeşi için de istemeyen kişi olgun mü’min olamaz.”31 buyrulur. Bu nedenle bir Müslüman, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkalarına da yapmaz.

Din, akıl sahibi bir kimsenin; kendisiyle, insanlarla, diğer varlıklarla ve Allah ile olan münasebetlerini düzenler. Allah’ın bu amaçla gönderdiği bütün dinlerin ortak adı İslâm’dır ve hepsinin gayesi aynıdır: İnsanın dünya ve ahirette mutlu olmasını sağlamak.

Allah Katında Tek Din İslam’dır

İnsanı dünya ve ahirette kurtuluşa ulaştıracak tek hakikat, İslâm’dır. İslâm’dan başka bir dinin Allah katında geçerli olmayacağı Kur’ân’da şöyle haber verilir:“Şüphesiz Allah katında din, İslâm’dır…”32. “Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.”33 Nitekim ilk insan toplumundan itibaren Hz. Muhammed‘e kadar Allah, farklı zaman ve mekânlarda Peygamberler görevlendirdi ve onlara vahiy gönderdi.

Peygamberlerin hepsi insanları Allah’ın varlığına birliğine, gönderilen vahye ve ahirete inanmaya davet etti. Allah’ın Elçileri, insanlara dünya ve ahiret saadetini vaad ettiler. Ancak kimi insanlar Peygamberlerin davetini kabul etti kimileri ise reddetti.

İnsan dahil evrende yaşayan tüm canlıların birtakım ortak özellikleri vardır. Yeme, içme, barınma bunlardan bazılarıdır. Örneğin birçok canlı yaşamak için toprağa, suya ve havaya ihtiyaç duyar. Öyleyse insan diğer canlılardan ayıran özellik nedir? Belki birçok ayırıcı özellik vardır ama bunlardan en önemlisi insanın inanan bir varlık olmasıdır. Halbuki hayvanların bir inancı, ahlak anlayışı, gayesi ve değer yargısı yoktur. Canlılar içinde sadece insan düşünür, araştırır, sorgular ve inanır. İnandığı değerler doğrultusunda yaşadığı sürece de mutlu olur.

“Şüphesiz insanı en iyi tanıyan, onu yaratan Allah ‘tır.”34 Dolayısıyla onun nasıl mutlu ve huzurlu olacağını da en iyi Allah bilir. Bu nedenle Allah, gönderdiği ilahi mesajlarla insanı mutluluğa götürecek yolları bildirmiştir. İslam dininin gayesi; canı, malı, aklı, dini ve nesli koruyarak insanı mutluluğa ulaştırmaktır.35

İslam Hayatı Korumamızı İster

i̇slam hayatı korumamızı i̇ster
i̇slam hayatı korumamızı i̇ster

Aynı zamanda bunlar bütün insanların doğuştan sahip olduğu haklardır. Şerefli ve huzurlu bir hayat yaşayabilmesi için her insanın, bu temel değerlere ihtiyacı vardır. İslâm bu değerlerin insanlar arasında ayırım yapmaksızın korunmasını ister. Şimdi, bu değerleri yakından tanıyalım:

İslâm, hayatı korumamızı ister. İslâm, bir yandan yaşama hakkımızı korur. Öte yandan da bize başkalarını yaşatma sorumluluğu yükler. Bu amaçla da cana kıymayı, öldürmeyi en büyük günahlardan sayar. Bu hususta Allah şöyle buyurur: “…Kim bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kimseyi ( hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur… “36

Ayette bir insanı öldürmenin tüm insanlığı öldürmeye denk tutulmasının sebebi, bu davranışın çok büyük suç olmasındandır. Hayat, insana Allah’ın emaneti olduğu için insanın kendi canına kıyması da büyük bir günahtır. Nitekim Allah, başka bir ayette de “…kendinizi öldürmeyin…”37 buyurur.

Hayatı koruma sorumluluğumuz bütün hak ve görevlerin başında gelir. Çünkü diğer hak ve sorumluluklar ancak hayatın var olmasıyla yerine getirebilir. İslâm, insanın manevi saygınlığını korumayı da hayatı korumanın bir parçası olarak kabul eder. Bu nedenle insan onurunu zedeleyen iftira, gıybet, hakaret ve işkence gibi her türlü söz ve davranışı yasaklar.

İslam’ın Diğer Gayesi Dini Korumaktır

i̇slam'ın diğer gayesi dini korumaktır
İslam’ın Diğer Gayesi Dini Korumaktır

İslam dininin bir diğer önemli gayesi de dini korumaktır. İslâm’a göre dünya imtihan yeridir. Akıllı ve irade sahibi insan dilerse iman eder dilerse inkar eder.38 İslam herkese inandığı dinin ibadetlerini yerine getirebilme hürriyeti tanır. İslam’a göre bir kimse inancının gereğini yerine getirirken herhangi bir baskı, zorlama ve kınamaya maruz bırakılamaz. Hatta inandığı dini başkasına anlatabilir ve öğretebilir. İslam, insanları istediği dini seçme konusunda da serbest bırakır.

Bu konuda şu ayet temel ilkedir: “Dinde zorlama yoktur; artık doğruluk eğrilikten ayrılmıştır…”39 Diğer bir ilke de Kuran‘da şöyle ifade edilir: “De ki: Hak Rabbinizdendir. Öyleyse dileyen inansın, dileyen inkar etsin…”40 Bununla birlikte İslam, insanların yanlış bilgilerle aldatılarak saptırılmasını,41 dini inançların istismar edilmesini ve sömürülmesini inanma hakkına bir müdahale kabul eder.

Müslümanlar için dinin korunması; onun esaslarına tereddütsüz olarak inanmak, ibadetleri samimi olarak yerine getirmek, onun eğitim ve öğretimini yapmakla olur. Bütün bunları yapmak büyük fedakarlıklar ister. Gerektiğinde canını ortaya koyarak cihad etmek, vatanını, yurdunu terk ederek hicret etmek ve dünya malından vazgeçebilmek de dinin korunması için yapılacak en büyük fedakarlıklardandır.

Din İçin Sahabelerin Çektiği Sıkıntılar

Örneğin sahabilerden Musab bin Umeyr, Sümeyye ve Yasir gibi birçok kimse inancı adına nice sıkıntılara katlanmıştır. Onlardan Musab (r.a.), zengin ailesinin üzerine titrediği bir çocuktu. Ailesi ona en pahalı ve en lüks giyecekleri alırdı. Son derece rahat bir hayat yaşayan Musab, Hz. Muhammed (a.s.)’ın tebliği ile tanışınca tüm bunlardan vazgeçti ve Müslüman oldu.

Hz. Peygamber (s.a.v)’in yanına bir süre anne ve babasının haberi olmadan gizlice gidip geldi. Namazlarını da gizlice kılıyordu. Ancak, amca çocuklarından osman bin Talha onun bu halini fark etti ve ailesine haber verdi. Bunun üzerine Hz. Musab’ın hayatında yepyeni bir dönem başladı. Musab’ın Müslüman olmasını bir türlü hazmedemeyen anne ve babası onu hapsettiler. Müslümanlarla buluşup görüşmesini yasakladılar. İslâm’dan uzaklaşması için ağır psikolojik yaptırımlar uyguladılar, fakat hiç birinden bir sonuç alamadılar. Bunlar işe yaramayınca bütün güzel elbiselerini, ayakkabılarını aldılar, cebindeki paraya el koydular. Onu tam bir yoksulluğa ittiler ve bu zorlu hayata dayanamayacağını düşündüler.

Bir gün kendilerine döneceği ümidiyle beklediler. Fakat umduklarını bulamadılar. Çünkü genç Musab öyle bir inanmıştı ki imanı karşısında hiçbir dünyevi zenginliğin değeri yoktu. İnancını yaymak için evini yurdunu terk edip Medine’ye hicret eden Hz. Musab (r.a.), Uhut Savaşı’nda şehit oldu. Öyle ki dünya malı adına kefenleneceği çizgili bir kumaş parçasından başka bir şeyi yoktu. Parça kumaşla başı örtüldüğünde ayakları açılıyor, ayakları örtüldüğünde ise başı açılıyordu. Resulullah, başının örtülmesini emretti ve ayakları da otlarla kapatıldı.42 Dünyada inandığı gibi yaşayan ve onun için her şeyden vazgeçen Musab (r.a.) böylece tüm mü’minler için bir inanç ve fedakarlık örneği oldu.

İslam’ın Diğer Gayesi Mülkiyettir

İslâm’ın korumayı gaye edindiği değerlerden biri de mülkiyettir. İslâm’a göre çalışmak, mal-mülk edinmek ve onlardan yararlanmak temel hak ve sorumluluklarımızdandır. Bu nedenle her Müslümanın kendisinin, ailesinin geçimini temin etmek için çalışması, yardım ve infakta bulunması, zekat ve sadaka vererek yoksulları gözetmesi Allah’ın bir emridir. Öte yandan İslâm; mülkiyet hakkını ihlal eden hırsızlık, rüşvet, faiz, tefecilik, kumar ve gasp gibi tutum ve davranışları da yasaklar. Haksız kazancın yasak olduğunu da şöyle ilan eder: “Birbirinizin mallarını (haram yollarla) haksız şekilde yiyip tüketmeyin.”43

İslam Neslimizi Korumamızı İster

İslâm nesli korumamızı da ister. Neslin korunması için öncelikle sağlıklı ve iffetli bir ailenin kurulması gerekir. Bu çerçevede İslam, neslin korunması için bazı önlemler almıştır. Örneğin Kur’ân’da zinadan ve fuhuştan uzak durmamız emredilir: “Zinaya yaklaşmayın, çünkü o, açık bir hayasızlıktır, çok kötü bir yoldur.”44 Bu ayette dikkat çekici olan sadece zina etmemek değil, flört etmek, harama bakmak, zinayı çağrıştırıcı sözler söylemek gibi zinaya götüren yolların da yasaklanmış olmasıdır.

İslâm’da masum kişilere yönelik onur kırıcı söz söylemek, onların gizli hallerini araştırıp yaymak ve onlara iftirada bulunmak yasaklanır. Bu tür kötü davranışlar insan nefsine ve nesline yapılan en ağır haksızlıktır. Bu nedenle bu tür kötü davranışları sergileyenler Kur’ân’da şöyle kınanır: “Namuslu, kötülüklerden habersiz mü’min kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardır.”45

İslâm neslin korunması için evliliği teşvik eder. Peygamberimiz “Evlenmek benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimden yüz çevirir ise benden değildir…”46 buyurarak gençlere evlenmelerini tavsiye eder. Böylece inançlı ve ahlaklı nesiller yetiştirmenin ve insan neslinin devamına katkı sağlamanın önemine dikkat çeker.

Nesli korumanın yolu aileyi korumaktan geçer. Bu nedenle İslam, ailemizi korumamızı da ister. Tahrim suresindeki “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyunu…”47 ayeti nazil olduğu zaman Hz. Ömer (r.a), Hz. Peygamber’e “Ya Resulallah! nefislerimizi koruruz, fakat ailemizi nasıl koruyabiliriz?” diye sorar. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurur: “Allah’ın size yasakladığı şeyleri siz de onlara yasaklayın. Allah’ın size yapmanızı emrettiği şeyleri onlara emredin. İşte bu, onları korumak demektir.”

İslam Aklın Korunmasını İster

İslâm’ın korumayı gaye edindiği değerlerden biri de akıldır. Aklın korunması, aslında insan aklının sağlıklı düşünme, üretme ve karar verme kabiliyetinin korunmasıdır. Örneğin alkol ve uyuşturucu maddeler, akıl ve ruh sağlığımıza zarar verir. Akıl ve ruh sağlığımız bozulursa dinî, ailevi, sosyal ve mesleki hayatımız bundan olumsuz etkilenir. Bu nedenle İslâm insan aklına zararlı, sarhoşluk verici her şeyi yasaklar. “Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık kin sokmak; sizi, Allah’ı anmaktan ve namazı kılmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?”48 ayeti bize zararlı alışkanlıkların tehlikesini haber verir. Peygamberimiz de “Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır” buyurarak aklı işlevsiz hâle getiren zararlı maddelerin her türlüsünden uzak durmamızı ister.

Sonuç olarak İslâm, inşam yeryüzünün en değerli varlığı kabul eder. Onu yer. yüzünde Allah ‘m halifesi olarak tanımlar. Bu nedenle inşam korumayı, dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırmayı gaye edinir. Bu amaçla da camn, dinin, malın aklın ve neslin korunmasını dinin öncelikli ilkelerinden biri sayar. Aslında dinimiz bu hakları koruma altına alarak insanın yaratılış gayesine uygun olarak yaşamasını amaçlar. Buna uygun olarak hayatını sürdüren her insan dinin nihai gayesi olan dünya ve ahiret mutluluğuna da ulaşmış olur.

Kaynaklar :

  • 30 Ahmed bin Hanbel, Müsned, C 5, s, 256-257.
  • 31 Buhari, İman, 7; Müslim, İman, 71.
  • 32 Âl-i İmrân suresi, 19. ayet.
  • 33 Âl-i İmrân suresi, 85. ayet.
  • 34 Mülk suresi, 14. ayet.
  • 35 Bkz: En’am suresi 151-153. ayetler; İsrâ suresi, 22-39. ayetler.
  • 36 Mâide suresi, 32. ayet.
  • 37 Nisâ suresi, 29. ayet.
  • 38 İnsan suresi, 3. ayet.
  • 39 Bakara suresi, 256. ayet.
  • 40 Kehf suresi, 29. ayet.
  • 41 Bkz:Hacsuresi, 8, 9. ayetler.
  • 42 Nesâj Cenâiz, 40; Buhari, Rikâk, 16.
  • 43 Bakara suresi, 188. ayet.
  • 44 İsrâ suresi, 32. ayet.
  • 45 Nûr suresi, 23. ayet.
  • 46 İbn Mâce, Nikâh, l.
  • 47 Tahrim suresi, 6. ayet.
  • 48 Maide suresi, 91. ayet.
  • 49 Tirmizi, Eşribe, 3.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu